mektup - Asker Hikayeleri

mavim.net Online
Ziyaretçi
6
Mavim.Net Hikayeler
mavim.net
 
mavim.net

Sitede Ara Webde Ara
Tüm Arananlar
mavim.net
 
mavim.net
mavim.net
mavim.net
 
mavim.net
mavim.net
mavim.net
 
mavim.net
Asker Hikayeleri
mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net

Mektup

“…Bir haftadır zapt edemediğimiz karşı sipere girdik. Sana oradan yazdırıyorum. Mektubu yazan kardaşım Cevdet de sana selam eder…”

“…Bir haftadır zapt edemediğimiz karşı sipere girdik. Sana oradan yazdırıyorum. Mektubu yazan kardaşım Cevdet de sana selam eder…”

Yazıyı yazan el nokta bile koyamadan, gök ıslıklar çalarak başlarına yıkıldı. Siperdeki çoğu er üzerlerine yağan toprakla canlı canlı mezara girdi. Günlerce süren bombardımanlar, hayatta kalanların canlarına okuyordu. Böyle zamanlarda . ölmeyi o kadar çok istiyorlardı ki.

“İyi misin, Cevdet kardaş,” dedi Mustafa.

Hayatta kalan erler hemen ayağa kalkıp haykırışlar içinde siperde mevzi aldılar. Mustafa tüfeğini kavrayıp onlarca kez tekrarladığı gibi arkadaşlarının yanında yerini aldı. Karşı taraftan gelen acı bir düdük sesi ile toz duman arasında elleri tüfekli gölgeler haykırarak onlara doğru atıldılar.

“İyi nişan al, boşa atma!”

Bir anda parmaklar tetiklere asıldı ve karşıdan gelenler birer birer çığlıklar eşliğinde yere serilmeye başladı.

Uzak diyarlarda ocaklar söndü; anaların yürekleri sızladı.

“Yine gelecekler,” dedi yorgun bir ses.

Mustafa tüfeğini indirdiğinde biri hariç herkes çoktan ateşi kesmişti. Aydınlı Selim çılgına dönmüş bir şekilde “Domuzlar” diye haykırarak yaralıların ve ölülerin üzerine mermi yağdırmaya devam ediyordu. Hemen yanında omuz omuza çarpıştığı, can yoldaşı Antepli İbrahim, Selim’i omuzlarından tuttuğu gibi sipere çekti. Selim savaş yorgunu gözleri yuvasından fırlamışçasına, karşısındaki adamın kim olduğunun bile farkına . varmadan, silah arkadaşının alnına tüfeği dayadı ve tereddüt bile etmeden tetiğe asıldı. Tık. Bir kere daha asıldı. Tık, tık…

İbrahim’in gözleri çakmak çakmak, dizlerinin bağı çözülmüş bir şekilde namlunun ucunda hayatının belki de en zor ve eza dolu anlarını yaşıyordu. Bir gün öleceğini biliyordu, ama bu şekilde can yoldaşı tarafından olacağını tahmin edemezdi.

Asker ocağına girdiğinden beri gitmedik cephe kalmayan tecrübeli asker Bekir Çavuş Selim’i boynundan tuttuğu gibi yere fırlattı. Selim yere düşer düşmez bir çocuk gibi ağlamaya başladı. Günlerce ağlamak istiyordu, hem de hiç durmadan, doyasıya, içinden koparıp atmak istercesine…

Mustafa’nın gözleri Cevdet’i aradı. Sessizce boylu boyunca yatıyordu. Şöyle bir dürttükten sonra yüzünü kendisine çevirdi. Bombardıman esnasında isabet eden bir şarapnel parçası, az önce kendisinden haber bekleyen can yoldaşı Hasan’a mektup yazan Cevdet’in yüzünün bir kısmını alıp götürmüş, o anda şehit etmişti.

Mustafa Cevdet’in cansız bedeninin yanına oturdu. Dayanılmaz bir acı ile ağlamaya başladı. Ama gözyaşı dökmüyordu gözleri. Kuru kuru ağlıyordu. Kalbi ağlıyordu gözlerinin yerine.

Çekingen bir tavırla Cevdet’in ceplerini karıştırmaya başladı. Yeni gelenlerdendi. Üniforması henüz çok eskimemişti. Ön cebinde bir cüzdan vardı. Mustafa orada bir cüzdan olduğunu biliyordu. Daha önce de bulmuştu diğerlerinin üzerinde.

Cüzdan’ın içinde ailesinin resimleri ve mektupları vardı. Yaşlı bir adam, yaşlı bir kadın ve genç bir kız. Nişanlısı. Feride miydi adı kızın? Bir ara bahsetmişti. Evleneceklerdi. Yuva kurup, çoluk çocuk sahibi olacaklardı. İlk çocuklarının adı bile belliydi. Kız olursa Münevver, erkek olursa Muzaffer.

Şimdi ne yapıyorlar ki? Acaba hissettiler mi evlatlarının şehitlik mertebesine ulaştığını. Ya Anam? O da hisseder mi ki ben gidersem?

Cüzdanı ceketinin içinde sakladığı, paçavradan yaptığı çantasındaki diğerlerinin arasına koydu.

Cevdet Mustafa’nın mektup yazdırdığı son askerdi. Okuma yazma bilmediği için, mektup yazdırdığı yiğitler bir bir şehit olurken o da bir mezar hırsızı gibi kanlı cüzdanlar topluyordu. Çanta gittikçe ağırlaşıyor, kalbini sıkıştırıyordu. Onca kanlı ceset, beden parçaları görmüş; korkunç görüntülere şahit olmuştu, ama cüzdanların ağrılığı, yaşadığı hiçbir şeyle kıyaslanamazdı. Ağırlardı, gittikçe ağırlaşıyorlardı. Onlar Hasan’a mektup yazarlarken ölmüşlerdi. Çevresine ölüm saçıyordu. Kendisinden başka herkes ölüyordu. Neden o hala sağ ki? Bütün bunlara tanık olmak için kötü bir şey yapmış, bir günah işlemiş olmalı…

Artık onun uykularında yerini alacak son kurbanıydı Cevdet. Bir daha uyumak istemiyordu. Onu da uykusunda görmek istemiyordu. Cevdet’in yüzü yoktu. Uyuyunca onun yüzünü göremeyecekti. Uyku savaştan beterdi.

Bekir Çavuş mengene gibi elleriyle Mustafa’yı kolundan tutup kaldırdı. Siper duvarına yapıştırdı. İri yarı, heybetli bir adamdı Bekir çavuş. Gür sesi siperin içinde çınlıyordu.

“Yine gelecekler,” dedi bir ses.

“Varsınlar, gelsinler,” dedi bir başkası.

“Gelecekleri varsa görecekleri de var,” dedi kendinden emin bir diğer ses.

“Vatan sağ olsun,” dedi biri iç çekerek.

“Vatan sağ olsun!” dedi hepsi birden.

Anası, kardeşleri, Hasan, ilk ve de son aşkı
Elmas, babası bitmek tükenmek bilmeyen harplerden birinde şehit düştükten sonra ona, annesine ve küçük kardeşlerine kol kanat geren komşuları Rıza Emmi, İsmet Onbaşı, Fikret, Cevdet… Mustafa’nın hayatında yer alan herkes birer birer gözlerinin önünden geçiveriyordu.

Şakırtılar arasında tüfeklere mermiler sürülmeye başlandı.

Bekir Çavuş talimatlar veriyor, neferlerin omuzlarına vurarak onları cesaretlendirmeye çalışıyordu.

“Ha gayret, aslanlar. Bunu da atlatacağız. Göstereceğiz onlara. Yılmak yok. Vatan için, ha gayret!”

Bekir Çavuş’un bu kadar yumuşak ve hissi olduğu görülmemişti daha önce.

Sağ ayağı siper . duvarında bir boşluk buldu Mustafa’nın. Göğsünde gittikçe ağırlaşan yükünü yokladı, iyice yerleştirdi. Beklemeye başladı. Hazırdı. Yapabilirdi. Yapacaktı. Tek bir şeye ihtiyacı vardı. Bir işarete. Bütün cesaretini toplayıp onu harekete geçirecek bir işarete.

Gökyüzüne baktı. Bulutlar bembeyazdı. Bulutlara dokunmak istedi.

Çıt çıkmıyordu. Sonunda karşı siperde onlarca kalp atışı arasında hücum düdüğünü çalındı. İşaret. Mustafa ok gibi yerinden fırladı. Yükü o kadar ağırlaşmıştı ki, yorgun bacakları zor attı siperin dışına. Yanındaki nefer Mustafa’nın bacağından tutarak içeri çekmeye çalıştı. Siperin önünde yere düştü, tekrar toparlandı ve elinde sıkıca sarıldığı tüfeği, bütün gücüyle karşı sipere doğru koşmaya başladı. Karşı siperden çıkan korku dolu yüzler karşılarında bir düşman askerini gördüler. Tetikler çekildi.

Bekir Çavuş’un aslanları da asıldılar tetiklere hep birlikte.

Uzak diyarlarda yine ocaklar söndü; anaların yürekleri sızladı yine.

Yerlerde kan revan içinde uzak ülkelerden gençler yatıyordu. Kimi Allah’ına kavuşmuş, kimi de yaralı halde geldiği yere dönmeye çalışıyordu.

Aralarından biri, vücudunun her yerine aldığı kurşunlarla al kanlar içinde sırt üstü uzanmış bembeyaz gökyüzüne bakıyordu. Sessizdi, huzur doluydu; göğsündeki çantadan etrafa saçılan kanlı fotoğraf ve mektuplar üzerinde uçuşuyordu.
Ekleyen: canısı - 15.12.2008 - 217 Okuma - 3 Yorum
« Önceki Sonraki »
Bu Hikaye Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?
mavim.net   mavim.net
Bu Hikaye İçin Yorum Yapılmadı. İlk Olmak İster misin?
İsminiz
mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net mavim.net
E-Mail
Yorum
 
mavim.net . mavim.net
mavim.net
mavim.net Asker Hikayeleri
mavim.net Tüm Asker Hikayeleri
 
mavim.net   mavim.net
mavim.net
Copyright © 2018 Mavim.Net Her Hakkı Saklıdır. Sohbet Sitesi | Rss | Sitemap | Bize Ulaşın
mavim.net
0.0663 saniyede üretildi.